lyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2009 Çarşamba

Go Home Reds...!

10 sene sonra Şampiyonlar Liginde gruptan çıkmanın mutluluğu yaşanıyor Mor Menekşelerde. Çok da iyi oynamadan yendiler Lyon'u. Aly Cissokho'nun Marchionni'yi gereksiz bir şekilde düşürmesiyle kazanılan penaltıyı Vargas affetmedi. 2.yarıda Frey'in önemli kurtarışları Rafa ve öğrencilerinin sonu oldu. Liverpool'un alışılagelmiş ''çaktırmadan'' gruptan çıkma hadisesine bir nokta konmuş oldu. 9 Aralık'ta Anfield Road'u hüzün bekliyor.

Liverpool'un Uefa Avrupa Liginde temsilcilerimize denk gelmemesi dileğiyle...

9 Kasım 2009 Pazartesi

Kazanmayı İstemekten Daha Fazlası...: 5-5

























Gerland Stadı bu gece fantastik gecelerinden birini yaşadı. Ortadaki 3 puandan çok daha fazlası vardı: İnanç, azim, hırs, 90+4 dakika sahada basmadık yer bırakmayan futbolcular. Bu gece forma giyen tüm futbolcuları (Lyon kalecisi Lloris hariç) alnından öpmek gerekir bence, hücum futbolunun tüm inceliklerini bizlere izlettirdikleri için.

Bu gece ne Marsilya taraftarları rahat uyuyabilecek ne de Lyon taraftarları. Öyle anlarda maçta öyle skorlar vardı ki 2 takımda arefeyi gördü bayramı göremedi. Neyse fazla uzatmadan anlatayım.. Maça hızlı başlayan taraf ev sahibiydi. Genç Boşnak Pjanic'in Marsilya savunmasının topu uzaklaştıramadığı poziyonda, topu alışı, defansı ekarte edişi ve son vuruşu mükemmeldi, 1-0.. Bu dakikadan sonra Claude Puel takımını geriye çekti. Maça başlarken ki 4-3-3 bir anda 4-5-1'e dönüverdi. İleri kanatlarda oynayan Govou ve Ederson, Gassama ve Cissokho'ya yakın oynamaya başladı. Keza hafta içerisindeki Liverpool maçında sakatlanan sağ bek Revelliere'in yerinde oynayan genç Gassama'nın bu maçın ağırlığını kaldıramayacağını gören Deschamps Niang'ı sol açığa çekti. Dakikalar 11'ü gösterirken bu kanattan kullandığı köşe vuruşunda defans oyuncusu Diawara iyi yükseldi ve kafa vuruşunu yaptı Lloris'in de ekstra çabasıyla(!) , 1-1.. Bu dakikalar içerisinde pederle şaşkın birbirimize bakarken bu sırada Govou'nun sadece orta sahadan topu aldığını ve 3 saniye sonra topu Marsilya ağlarına gömdüğünü hatırlıyorum, 2-1.. Bu dakikadan sonra maç ilk kez normalin altında bir tempoya düştü. Marsilya orta sahayı çok iyi parsellemesine rağmen, Kallström, Makoun ve yer yer öne çıkan Toulalan'ın mücadele gücüyle rakibine istediği pozisyonları yaratmasına müsade etmedi Lyon. Taa ki 44.dakikaya kadar.. Bu dakikada hiç olmayacak birşey oldu. Coupet'den sonra bir türlü Lyon kalesine yakıştıramadığım Lloris, Kayserispor'un kalecisi Suleymanouvari bir hareketle Bruno Cheyrou'nun 30 metreden çektiği ve üzerine gelen topu içeri aldı, 2-2... İşte bu anda maçta ipler koptu bana göre. O dakikaya kadar dengeli bir oyun oynayan Lyon'un oyun düzeni ikinci yarıda kaybolacaktı.. Kayboldu da... Daha ikinci yarının başında Niang'ın yine soldan sürüklediği atakta, penaltı noktasına yakın bir noktaya yapılan ortaya ayağını iyi sokan Fildişili Kone harika bir gole imza attı, Lloris yine çaresiz Gerland suskun, 2-3... 52'de harika bir atak organizasyonunda Brandao karşı karşıya kaldığı pozisyonda golü bulamadı. Lyon'da tam bir panik havası hakimdi. 55. dakikaya kadar oyuna dahil olmayan Puel bu dakikada sahada gezinen Ederson'un yerine mecburi(!) olarak Gomis'i soktu, çift forvete döndü. Dakikalar ilerliyordu. Lisandro'nun çabalarıyla Lyon oyunu 40 metrelik bir mesefeye kadar indirdi, Kallström-Bastos değişikliğinden sonra ağır Marsilya savunması bocalamaya başladı derken Brandao takımını rahatalattığını sandığı golü attı 79'da, 2-4... Ben o dakikada küfrede küfrede mutfağa kahve yapmaya giderken spiker Murat Çimen'in ''gooool Lisandro!!'' diye bağırdığını duymamla odaya geri dönmem arasında saniyeler vardır. Lisandro klasına yakışanı yapıyordu, enfes bir plaseyle, 3-4... Maç bitmiyordu, bitmek bilmiyordu, hiç bitmesin istiyordum. 83'te Heinze ''bu maça bende izimi bırakmak istiyorum.'' dedi ve penaltıya sebebiyet vererek kalp atışlarımıza ritim kattı, aman yarabbi Lisandro ve goooool, 4-4.. Maç bitmedi, Marsilya şokta, sanki biliyorlar birşeyler olacak daha maç bitmedi. Ve dakika 85, Gomis'ten Lisandro'ya harika bir ara pası, Lisandro'dan Bastos'a süper bir asist, Lyon taraftarları çıldırdı, Aulas kendinden geçti, 5-4... Herşeyin sonu diyorum artık, Deschamps çökmüş, Marseille Ultras cenaze evi modunda. Ama bitmeyen biri var o da Marsilya hücumcuları, hiç yılmadan saldırdılar. Dakika 90+3, Niang taşıdı topu sağ kanada, içeri bir orta (kendimi kaybettim kim ortaladı hatırlamıyorum) Lyon savunması topu uzaklaştıramıyor (ah be Cris!) Toulalan topu dışarı çelmek isterken, top Lyon ağlarında, bu maçı izleyen herkes şokta, 5-5...

2-3 dakika kalakaldım televizyonun karşısında, hala kendimde değilim. 100 yılda bir olur böylesi. Böyle kalitelisi, böyle adrenalinlisi. Bu gece futbolun şeref gecesiydi. Bu gece bu maçı seyredenlerin gecesiydi. Herşey için teşekkürler...

İşte tarihi maçın 10 golü...


29 Eylül 2009 Salı

Kabuk Değiştirmek = Lyon 2009-2010

7 yıllık hanedanın geçen sene Bordeaux tarafından yıkılması Lyon başkanı Jean-Michel Aulas'ın canını sıkmışa benziyor. Sezon sonunda Laurent Blanc'ın öğrencileri Caen deplasmanında şampiyonluk şampanyalarını yudumlarken, Aulas muhtemelen Claude Puel'i karşısına oturtmuş koca senenin hesabını soruyordu. Fakat Aulas'ın ne cin bir adam olduğunu kimse bilmez. Real Madrid'in sansasyonel transferler zincirine Karim Benzema'yı ekleyeceğini tahmin etmemiş olmasına 0 ihtimal veriyorum. Yoksa Puel'in kovulması an meselesiydi. Puel ise Lille'de gösterdiği makine-takım ilişkisini Lyon yıldızlarına anlatamamasını geçtim, disiplin olarak da yerlerde sürünen bir Lyon vardı. Akabinde ve detayında gözünü karartan Galaktikos'un Benzema hamlesiyle kasasına 35 milyon Euro gibi bi parayı cebellezi yapan Aulas'ın kafası rahata erdi.
Hamleler basitti, takım yeniden yapılanacaktı! Gün temizlik günüydü..

Misyonunu tamamlayan Juninho'yu sezon biter bitmez göndermişlerdi zaten. Sonra Haldun Üstünel'i kafaya alıp, koca sezonu bar bar gezerek geçiren, Lille'deyken aslında çok sevdiği hocası Puel'e saygısını yitiren Kader Keita, Ali Sami Yen yollarını tuttu. Defansta kambur yapan Mensah Sunderland'e, bal yapmayan arı Grosso Juventus'a satıldı. St.Etienne'den geldiğinden beri yapmadığı caka kalmayan Piquionne Portsmouth ile EPL'de oynamayı seçerken Lyon'un kasasına totalde 50 ila 55 milyon Euro civarında bir bonservis ücreti giriyordu. Açıkçası Lyon'un geçmiş yıllarda sattığı Tiago, Diarra, Essien, Malouda gibi isimlerin yanında lafı bile geçmez bu rakamların. Fakat Lyon geçen seneki başarısızlığın bedelini ödüyordu, belki de doğru yapılanma ile gelecek 10 seneyi kurtarıyorlar, biz farkında değiliz.

Yapılan takviyelere gelecek olursak, en büyük sükse Porto'nun yıldızı Lisandro Lopez'in transferiyle oldu. Açık söylüyorum; Lyon için 20 ila 25 milyon Euro arasındaki paraya yapabileceği optimum transfer budur. 26 yaşındaki Lisandro'nun gelecekte (eğer sakatlık yaşamazsa) bir El Classico derbisinde gol sevinci yaşarken görüyorum. Porto'dan alınan Aly Cissokho da biraz geri planda kalsa bile iyi transfer olduğunu taahhüt edebilirim. Benzema'nın yerine alınan Bafetimbi Gomis hırsı ve gücüyle Lyon'un yeni takım karakterine uyum sağlayacaktır. Bana göre asıl bomba transfer (en az Lisandro Lopez kadar bomba) Michel Bastos transferidir. Evveliyatı çok sağlam bu adamın, Ligue 1'e her daim damgasını vurabilecek potansiyele sahip. Kısa zaman içerisinde Lyon'un az para verip çok paraya sattığı yani endüstriyel futbolun gözüne gözüne vuracağı günler yakındır.

Geçen süre zarfında 3-4 kez Lyon'u izleme fırsatı buldum. Henüz konuşmak erken fakat aşı tutmuşa benziyor. Takım fazlasıyla dinamik, geçen sene bekleneni veremeyen Ederson sağ açıkta kendini bulmuş. Miralem pjanic geçen seneki tecrübesizliğini atmışa benziyor, Juninho'dan daha öğrenceği çok şeyler vardı, fakat her halukarda çok yetenekli oyuncu. benchten de gelse ilk 11 başlasa da bu sene çok daha verimli olacağına inanıyorum pjanic'in. Her zaman belirli bir ortalama defansif yapısını bozmayan Lyon'da, hücum hattundaki haddinden fazla zenginlik rekabeti üst seviyeye çekmiş. Daha haftalar ilerledikçe, zorluk katsayısı yüksek maçlar fazlalaştıkça Aulas'ın kumarı tutar mı, tutmaz mı net bir şekilde göreceğiz.